21.08.2014

Türk kalıp sektörü geleceğe güvenle bakıyor

Türk kalıp sektörü geleceğe güvenle bakıyor
Şamil Özoğul… Türk sanayisinin yetiştirdiği başarılı işadamlarımızdan birisi… UKUB – Ulusal Kalıp Üreticileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanlığı ve aynı zamanda aile şirketleri olan Tekiş Kalıp’ın Genel Müdür Yardımcılığı görevlerini yürütüyor. 1973 yılında İstanbul’da doğan Özoğul, Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü mezunu… Sanayicilikle olan tanışıklığı ise çocukluk yıllarına dayanıyor. Makine Yüksek Mühendisi olan babasının kurduğu Tekiş Kalıp’ta çıraklık yaparak sektöre adım attı ve firmanın birçok kademesinde görev yaparak bugünlere geldi. 2008 yılında da UKUB Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçildi. Yaklaşık beş yıldır bu görevini başarıyla sürdüren Şamil Özoğul’u ofisinde ziyaret ederek kendisiyle bir söyleşi gerçekleştirdik.

UKUB’un kuruluş aşaması ve amaçlarına kısaca değindikten sonra sizin göreve geliş sürecinizi bizimle paylaşır mısınız?


Birliğimiz, ilk olarak 2002 yılında “Uluslararası Kalıp Üreticileri Birliği” adı altında Bursa’da kurulmuş. Bursa; kalıp sektörünün ve hedef sektörlerin yoğunlaştığı bir il olduğu için o dönemde merkez olarak tercih edilmiş. 2008 yılında biz göreve geldiğimizde Birliğin 78 üyesi vardı. Ekonomik açıdan zor durumdaydı ve kendi kendini çeviremiyordu. Kurucu Başkanımız ve aynı zamanda Ermetal Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı ve eski Milletvekili Fahrettin Gülener; UKUB’u kurduktan sonra işlerinin yoğunluğu nedeniyle aktif görevden uzak kalmış. Fakat sonraki yıllarda gerek sektördeki olumlu gelişmeler, gerekse de birliğin yeterli başarıyı sağlayamaması nedeniyle UKUB’a yeniden el attı ve bizim gibi birçok genç arkadaşı UKUB’da görev almaya davet etti. “Bu birliği hep birlikte ayağa kaldıracağız” dedi. Biz de davete icabet ettik ve bir süre kendisiyle birlikte çalışmalarımızı sürdürdük. Sonrasında ise kendileri yönetimi bizlere devretti. Yaklaşık beş yıldır çok küçük değişikliklerin dışında aynı yönetimle yola devam ediyoruz. Şu anda Yönetim Kurulumuzda benimle birlikte Levent Ganiyusufoğlu (Korkmaz Çelik), Ahmet Koç (Alseko Metal), Ahmet Kuru (Standart Kalıp), Ayhan Demirkol (ATS Modsan), Cüneyt Özumar (B Plas) ve Cem Güray Erel (Cemerel Kalıp) görev yapıyor. Yönetim kadromuz, sektörümüzün tecrübeli ve gelecek vadeden isimlerden oluşuyor.



Siz göreve geldikten sonra neler yaptınız, hangi projeleri hayata geçirdiniz?


78 üye ile devraldığımız birliğin bugün 212 üyesi bulunuyor. Bu rakam, bizim doğru işler yaptığımızı gösteriyor. UKUB’a sonradan katılan üyelerin birçoğu sektörün en önde gelen firmaları… Geçmişte kurucuların dışında nerdeyse İstanbul’dan üye yoktu. Bizim dönemimizde aklınıza gelebilecek büyük kalıp firmalarının neredeyse tamamı üye oldu. Hem de hiçbir firmaya üyelik konusunda baskı yapmadık, telkinlerde bulunmadık. Herkes, gönüllü olarak birliğe katıldı. Çünkü göreve ilk geldiğimizde bir karar aldık: “Bizim için nicelik değil nitelik önemli olacak” dedik. Bu doğrultuda çalışmalarımıza başlayalım, niteliği artıralım ve bir değer yaratalım istedik. Ondan sonra katılımların olacağını ve sektörün bizlere destek vereceğini biliyorduk. Öyle de yaptık ve UKUB’u tüm yönleriyle ele aldık, var olan yanlış uygulamaları düzelttik, yeni stratejiler belirledik ve yeni bir yapılanmaya gittik. Üye aidatlarına bağımlı olmadan, kendi kendine yetebilecek bir yapı oluşturmayı amaçladık.



Ulusal Kalıp Üreticileri İktisadi İşletmesi’nin kuruluşu…

Öncelikle bir kaynak yaratmak istedik. Sadece üyelerimizden toplayacağımız aidatlarla hedeflerimize ulaşamayacağımızı, projelerimizi hayata geçiremeyeceğimizi biliyorduk. Bize kaynak sağlayacak bir proje üretmeliydik. İlk olarak sektörümüzü, faaliyetlerimizi anlatan bir yayın organımız olması gerekiyordu. Bunun üzerine “Basmakalıp” adını verdiğimiz bir bülten çıkarttık. Bu bülteni üç aylık periyotlarla çıkarmaya başladık. Başta Yönetim Kurulu Üyeleri’nin firmaları olmak üzere sektördeki firmalardan bültende yayınlamak üzere reklamlar almaya başladık. Sonrasında sponsorluk sistemi geliştirelim dedik. Faaliyetlerimize maddi destek alabilmek için sponsorlar aramaya başladık. Birkaç kategori belirledik, bir sponsorluk sözleşmesi oluşturduk. Bunu üyelerimizle paylaştık ve birkaç firma ile sponsorluk anlaşması imzaladık. Sonrasında TÜYAP ile hem kendi düzenleyeceğimiz fuarlar ile ilgili hem de gerçekleştireceğimiz faaliyetlerle ilgili sponsorluk anlaşması yaptık. Bunlar bizim çalışmalarımıza biraz olsun altyapı oluşturdu. Bu girişimlerle kasamızı eksiden artıya geçirmeyi başardık. Bu hizmetleri vermeye başlayınca iktisadi işletme ihtiyacımız ortaya çıktı. Bunun üzerine iktisadi işletme kurma kararı aldık ve Ulusal Kalıp Üreticileri İktisadi İşletmesi’ni kurduk.

“Verdiğimiz eğitimlerle 90 işsiz kadını plastik enjeksiyon operatörü, 90 işsiz erkeği de CNC tezgah operatörü olarak yetiştirdik.”

İktisadi işletmeyi kurduktan sonra işlerimiz oldukça kolaylaştı. Daha sonra Kalkınma Ajansları, KOSGEB gibi kuruluşlardan hazırlayacağımız projelere maddi destekler bulabilir miyiz diye çalışmalar yürüttük. Kendi içimizde bir proje ekibi oluşturduk. Bu proje ekibiyle hangi konularda proje yazabiliriz diye araştırmalar yaptık. Uludağ Üniversitesi ile birlikte Avrupa Birliği’ne proje hazırladık. Yine KOSGEB’e ve Kalkınma Ajanslarına projeler hazırladık. Bu projelerin hemen hemen tamamına gerekli destekleri aldık. Bu desteklenen projeler kapsamında çok önemli cihazlar, yazılımlar aldık. Personel istihdamı sağladık, araç kiraladık. Bu şekilde kurumsal bir yapı oluşturduk. Bizim hayata geçirdiğimiz en önemli proje; bizden önceki yönetimin başlatmış olduğu yedinci çerçeve dahilinde Avrupa Birliği’nden destek aldığımız Kullan Kazan (K2) Projesi’dir. Uludağ Üniversitesi ile birlikte yürüttüğümüz proje ile 90 kadın 90 erkek, toplamda 180 işsiz vatandaşa gerekli eğitimleri verdik. 90 işsiz kadını plastik enjeksiyon operatörü olarak yetiştirdik. 90 işsiz erkeği de CNC tezgah operatörü olarak yetiştirdik. Bu eğitimlerin tamamı Uludağ Üniversitesi’nin bünyesinde verildi. Eğitimlerin verileceği tezgahlar Uludağ Üniversitesi’nde yoktu. Avrupa Birliği’nden aldığımız destekle bu tezgahları satın aldık. Onları Uludağ Üniversitesi laboratuvarına yerleştirdik ve bütün eğitimler orada verildi. Proje bittiğinde %99 istihdam sağlandı. Proje kapsamında satın aldığımız makinaların tamamını da Uludağ Üniversitesi’ne bağışladık. Böylece orada bir makine laboratuvarı oluştu.

“Kalıp sektörü gelişmiş ülkeleri inceledik ve başarıya ‘kümelenme’ modeliyle ulaştıklarını gördük.”

İşe yarayan, topluma ve sektöre fayda sağlayan bir projeyi hayata geçirmiş olduk. Bu proje bittikten sonra BEBKA’ya proje (“Tersine Mühendislik Merkezi” ) yazdık. Bizim nihai amacımız tabii ki sektörün gelişmesini sağlamak adına Türkiye’de kalıpçılık sektöründe faaliyet gösteren kurum ve kişileri tek çatı altında toplayıp, toplu hareket ederek sektörün sorunlarını dile getirerek bunları aşmaktı. İlk olarak yurtdışına baktığımızda kalıpçılık sektörü gelişmiş ülkeler hangileri, onları araştırdık. Bunlar; sektörlerini geliştirmek için neler yapmış, sektörlerini nasıl yapılandırmışlar, bunları inceledik. Sonuçta Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yoktu. Başarılı modelleri alıp uygulamaya karar verdik. İtalya, Portekiz, Almanya, Güney Kore gibi ülkeleri mercek altına aldık ve karşımıza basit ama önemli bir sonuç çıktı: “Kümelenme…” Ortak kullanım mantığı içerisinde sanayinin yoğun olduğu bölgelere küçük sanayi siteleri kurmuşlar.



“Kümelenme modeli, firmaların rekabet gücünü artırıyor.”


Temel mantık şu; diyelim Çerkezköy’de yoğun beyaz eşya sanayi var ve firmalar orada bir araya gelmiş, üretim yapıyorlar. Sonuç itibariyle beyaz eşyaya yönelik sac kalıbı, plastik kalıbı üretecek kalıpçılara ihtiyaç doğuyor o bölgede… O bölgeye yönelik bir fizibilite çalışması yapılıyor, bölgedeki sanayicilerin ihtiyaç duydukları kalıbın çeşidi, miktarı araştırılıyor. Daha sonra o bölgenin ihtiyacını karşılayacak kadar firmayı bir araya getiriyorlar. Bunu yaparken ortak kullanacakları bir teknoloji merkezi, kalıp deneme merkezi, ölçüm merkezi kuruyorlar. Dolayısıyla her firma ayrı ayrı bu kalemlere yatırım yapmak zorunda kalmıyor. Bunların dışında çok sık kullanılmayan fakat olmazsa olmaz tezgâhları da yine ortaklaşa alıp, ortak kullanıma sunuyorlar. Bu sayede alınan bu tezgahları tüm firmalar kullanabiliyor ve tezgahtan daha fazla verim elde ediliyor. Bununla birlikte herkes ayrı ayrı teknik personel istihdam etmek zorunda kalmıyor. Bu tezgahlara ayrı ayrı yazılım almak zorunda kalmıyor. Atölyesinde bu ekstrem tezgahlara yer ayırmak zorunda kalmıyor… Açıkçası kümelenme yönteminin avantajları saymakla bitmiyor.

Bu tür alanlara tek başına yatırım yapmak zorunda kalmayan firmaların rekabet gücü artıyor ve işletme sermayesi açısından güçlü kalmayı başarıyorlar. Sonuç itibariyle yatırımcı kazanıyor, orada üretim yapan, kalıp kullanan sanayici kazanıyor. Çünkü daha ucuza, daha kaliteli kalıp temin ediyor. Kalıp yanı başında üretiliyor. Hiç değilse kalıba müdahale etmesi, tamir etmesi, bakım yapması daha kolay hale geliyor. Kendi bünyesi içinde bir bakım ünitesi kurmasına gerek kalmıyor. Ana sanayinin ve yan sanayinin kendi içinde işletme ve yatırım maliyetlerini düşürüyor. Yani basit bir uygulama aslında ama Türkiye’de yapılmamış. Portekiz, İspanya, Fransa, Almanya ve G.Kore gibi ülkelerde yapılmış. Bugün Türkiye’de faaliyet gösteren G. Koreli otomotiv firmalarının çok büyük kısmı G. Kore’den kalıp satın alıyor. Çok kısa sürede, istedikleri kalitede kalıp tedarik edebiliyorlar.



Peki, siz UKUB olarak Türkiye’de böyle bir çalışma başlatabildiniz mi?

UKUB Yönetim Kurulu olarak bu ülkelere gittik ve uygulamaları yerinde gördük, detaylı incelemeler yaptık. Burada hassas bir konuya da değinmek istiyorum: Bu inceleme – araştırma gezilerine katılan arkadaşlarımızın tamamı masrafları kendi ceplerinden karşıladılar ve UKUB’a yük olmadılar. Çünkü herkes sektörün gelişimine katkı sağlamayı yürekten istiyor ve elinden geleni yapıyor. Sorunuza dönecek olursak; bu modeli inceledikten sonra proje faaliyetlerimizi ve eğitim faaliyetlerimizi başlattık. Ayrı ayrı bu çalışmaları planlayıp yürütüyoruz. Arkamızda kalıcı bir çalışma bırakmak istiyoruz. İlk etapta “Kalıpçılar Vadisi” adını verdiğimiz, Yalova Kalıpçılar Vadisi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’ni kurmak ve Türk kalıp sektörünün gelişimine katkı sağlamak istiyoruz. Yönetime geldiğimizden beri yaptığımız plan ve projeler ile de bunu hayata geçirmeye çalışıyoruz.



Kalıpçılar Vadisi’nin kurulacağı yerle ilgili birçok spekülasyon var ve sürekli farklı yerler konuşuluyor. Kalıpçılar Vadisi’ni nereye kurmayı planlıyorsunuz?

İstanbul, Adapazarı ve Bursa üçgeni, Türkiye’nin kalıp tüketiminin en yoğun olduğu bölge… Bu nedenle arayışımızı bu üçgenin sınırları içerisinde başlatmayı uygun gördük. Bursa Belediyesi ile görüştük; İstanbul, Orhangazi ve Gebze’de çeşitli görüşmeler ve araştırmalar yaptık. Hem şahıs arazilerini hem de kamu arazilerini inceledik. Gezdiğimiz yerler arasında ortak nokta olması açısından en uygun yer Orhangazi gibi gözüküyordu... Fakat sonrasında Yalova Valisini ziyaret ettik, amacımızı anlattık. Uygun yerleri gezdik… Bundan 10- 12 yıl önce kurulmuş bir Bilişim İhtisas OSB’nin arazisi olduğundan bahsedildi. Yaklaşık 340 dönümlük bir arazi. Proje tamamlanamadığı için arazi boşa çıkmış. Yapmış olduğumuz incelemede 70-80 kalıp firmasının yatırım yapabileceği, şartlarımıza uygun olduğu kanaatine vardık. Prosedüre uygun bir şekilde başvurumuzu yaptık, fizibilite raporlarımızı sunduk. Sonuç itibariyle bütün meclislerden olumlu karar çıktı. Kalıp Üreticileri Birliği olarak Bilişim İhtisas OSB’nin, Yalova Kalıpçılar Vadisi İhtisas OSB adıyla bizlere tahsis edilmesi yönündeki başvurumuz kabul edildi ve Yalova Kalıpçılar Vadisi İhtisas OSB müteşebbis oluşturuldu. 15 kişiden oluşan müteşebbis heyetin % 82’ye tekabül eden 12 kişisi UKUB tarafından temsil ediliyor. OSB kurulum çalışmalarının hızla yürütülmesini sağlamak amacıyla müteşebbis heyeti başkanlığına Yalova Valisi Sayın Esengül Civelek Hanımefendi iştirak etti. Çalışmalarımızı planladığımız şekilde yürüterek projeyi 2016 yılı sonunda bitirmeyi hedefliyoruz.

“Kalıpçılar Vadisi’nde kümelenme modelini hayata geçireceğiz.”

Oradaki kurgu şu şekilde; 71 parsel olarak, her firma 2000 m² oturma alanına sahip işletme kurabilecek. Bunun dışında sosyal tesisler, 50- 100 m²’lik atölyeler olacak, küçük tedarikçiler, tasarım ofisleri veya kalıp malzemesi satan küçük firmalar olabilecek. Yani sektörün ihtiyaç duyduğu her türlü yan sanayi yer alacak. Kalıpçılar Vadisi’ni kendi kendine yeten bir merkez haline getireceğiz. Tabii buradaki en önemli projemiz “ortak kullanım alanı” olacak. Kalıpçılar Vadisi’nin ortasında yaklaşık 30 dönümlük bir alan ortak kullanım alanı olarak kullanılacak. Kalıp Teknolojileri Ar-Ge Merkezi, Kalıp Deneneme Test Merkezi, Analiz, Ölçüm Laboratuarlarının da içinde bulunacağı Ortak Kullanım ve Teknoloji Merkezleri kurulacak. Bununla birlikte sektörün nitelikli personel ihtiyacını karşılamak için bir çıraklık eğitim merkezi kurulacak. Dolayısıyla orta öğretim seviyesinde eğitim veren endüstriyel kalıpçılık bölümü ihtiyacı da doğacak. Bunun için yeni bir teknik meslek lisesi kurmaktansa OSB’in çok yakınında tersanecilerin kurmuş olduğu bir meslek lisesini ortak kullanma yoluna gidebiliriz. Okul, doluluk oranı kapasitenin oldukça altında, okulda endüstriyel kalıpçılık bölümü açılması için girişimlerde bulunmak amacımıza ulaşmamızı hızlandıracaktır.



Türk kalıp sektörünün geçmişi ve gelişimi hakkında neler düşünüyorsunuz? Şu anda gelişmiş ülkelerle rekabet edecek düzeyde olduğumuzu düşünüyor musunuz?


Türkiye’de çoğu sektörde olduğu gibi kalıpçılıkta da gelişim ustaçırak ilişkisi içerisinde olmuş. Merdiven altı olarak tabir edebileceğimiz yapılar içerisinde, çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan ustalığa bilimsel bilginin olmadığı, hiçbir teknolojinin kullanılmadığı ve tamamen zanaata dayalı, el melekesine dayalı bir süreç içerisinde gelişmiş. Ülkemizde kalıpçılık bu şekilde başlamış ama teknolojinin gelişmesiyle birlikte bizim kalıpçılarımız da yavaş yavaş bu duruma ayak uydurmayı başarmış ve sektör bugünlere kadar gelmiş. Fakat kalıp sektörünün daha çok gelişmiş olduğu ülkelere baktığımızda müthiş yazılımlar, bilgisayarlar, çok hızlı CNC tezgahlar kullanıldığını görüyoruz. Teknolojinin her türlü nimetlerinden faydalanıyorlar. Ülkemizde bazı şeyler halen el yordamıyla yapılmaya çalışılıyor. Çok eski yıllarda kalıp üretim sürecinin içerisinde yüzde 80-90 el melekesi gerektiren işler varken; yüzde 10 da makine teknolojisi gerektiren durumlar vardı. Bu durum günümüzde tam tersine döndü. Artık el işçiliği gerektiren durumlar minimum seviyelere geriledi. Günümüzde gelişmiş tezgahlara, yazılımlara ve gerekli know-how’a ihtiyaç duyuluyor. Bunlara sahipseniz, global pazarlarda rekabet imkanına sahip olabilirsiniz.

Türkiye’de her alanda olduğu gibi bu süreç de geriden işliyor. Ülke olarak teknolojik gelişimimiz sürüyor fakat Avrupa’daki kadar hızlı gelişmiyor. Avrupalı üreticilerle rekabet edebilen firmalarımız tabi ki var fakat sayıları yüzde 5 – 10 civarında… Diğerleri değişen oranlarda insanların ustalığına ve el melekelerine dayalı üretim yapıyorlar. Bu mantıkta tabii ki kişiye bağlısın. Planlanabilir bir maliyet olamaz. Böyle bir ortamda planlama yapmanız mümkün değil. Planlama yapamazsanız da maliyetleri kontrol altında tutmanız ve rekabetçi olmanız mümkün değil. Geride ve güvenilmez bir sektör olarak kalırsınız.

Türkiye’de gelişen ve her geçen yıl büyüyen bir otomotiv sektörü var? Otomotiv sektörünün kalıp ihtiyacını yurt içinden karşılayabiliyor muyuz?


Dediğiniz gibi ülkemizde otomotiv sektörü hızla büyüyor fakat bu sektöre kalıp üretecek, onların ihtiyaçlarına cevap verebilecek düzeyde bir kalıp sektörüne sahip değiliz. Dolayısıyla otomotiv sektörü kalıp ihtiyacını öncelikle Avrupa ülkelerinden tedarik etmeye başladı. Sonrasında ise maliyetlerin artması ve kar marjlarının azalmasıyla Uzakdoğu’ya yöneldi. Çin’den ve G. Kore’den çok yüksek miktarlarda kalıplar gelmeye başladı. Bu ülkelerle olan zaman ve mesafe sıkıntısı baş gösterince gücü olan firmalar oraya giderek bir ekip oluşturdu. Kalıpta ortaya çıkacak herhangi bir hata hattın durması demek. Böyle bir riski almamak için de oralarda bazı maliyetleri gözden çıkararak ekip kurdular. Oradaki kalıp üreticileriyle kurulan bu ekipler koordineli bir şekilde çalışmalarını sürdürüyorlar fakat bu da yeterli verimliliği sağlamaya yetmiyor. Otomotiv sektörü de bunun farkında… Bu nedenle geçtiğimiz dönemlerde otomotiv sektörüyle bir araya geldik ve Türkiye’deki kalıp sektörü üzerine bir değerlendirme yaptık. Buna TAYSAD ve OSD ön ayak oldu.

“Otomotiv sektörüyle Kalıp sektörü arasında iletişim sorunu olduğunu gördük.”

Sonuç itibariyle Türkiye genelinde üretilen kalıpların yüzde 70’i otomotiv sektörüne yönelik… Türkiye’de de ihracat zaten otomotiv ağırlıklı… Bizlere kalıp tedarikinde yaşadıkları sıkıntıları anlattılar, birçok kalıbın Türkiye’de üretilmediğini söylediler. Onları dinleyince bazı konularda eksik veya yanlış bilgi sahibi olduklarını fark ettik. “Siz Türkiye’de yapılan kalıplara da yapılmıyor diyorsunuz. Bizim yapıldığını iyi bildiğimiz, sizin kalıplar var” dedik. “Sorun olarak gördüğünüz şeyler var fakat bunlardan bir kısmının sorun olduğunu düşünmüyoruz ama sorun olarak görmediğiniz şeyler de var, biz bunların sorun olduğunu düşünüyoruz” dedik. Çok net bir iletişim problemi olduğu ortaya çıktı. Ben hep şunu söylerim: Ortada bir problem varsa bunun önemli bir kısmı iletişimden kaynaklanıyordur. Bilgi iletişiminde, paylaşımında problem varsa hiçbir yere varamazsınız. Bu OSD, TAYSAD üyelerinin yoğun olduğu bir katılımla, sekiz - on toplantı yaptıktan sonra ortaya çıkan sonuç. İlk olarak bir audit formu oluşturmaya karar verdik. OSD, TAYSAD ve UKUB üyelerinden oluşan bir heyet oluşturarak Türkiye’deki kalıpçıları araştıralım, hangi kalıpları ürettiklerini öğrenelim; ürün kalitesini ve maliyetleri araştıralım istedik. Herkes tarafından kabul gören bu çalışmayı 2010 yılında tamamladık. Bu kapsamda birçok kalıpçıyı ziyaret ettik ve çok ilginç şeylerle karşılaştık. Ziyaretimiz sırasında kalıpçılarımız bizlere üretmiş oldukları kalıpları gösterdiler, hangi firmalar için ürettiklerinden ve nerelere ihracat yaptıklarından bahsettiler. Bazı kalıpçılarımız Türkiye’de de üretimi olan otomotiv firmaları için ürettikleri kalıpları bizlere sundular. Heyette bulunan bu otomotiv firmasının Türkiye’deki temsilcileri; kendilerinin bu kalıbı yurt dışından temin ettiklerini söylediler. Kalıpçılarımız ise bu kalıpları bahsi geçen otomotiv firmasının yurt dışındaki fabrikaları için ürettiklerini dile getirdiler. Düşünebiliyor musunuz, dünya devi bir firmanın yurt dışındaki fabrika temsilcileri ihtiyaç duydukları kalıbı Türkiye’den arayıp bulabiliyorlar. Buna karşın aynı firmanın Türkiye fabrikası, Türkiye’de bu kalıpların üretildiğinden bihaber… Farklı firmalarda benzer olaylarla karşılaştık ve gerçekten hayrete düştük. Ülkemizde Porsche’ye, Ferrari’ye kalıp yapan firmalarla karşılaştık. Ama ülkemizdeki fabrika temsilcileri gidip benzer kalıpları İtalya’dan, Almanya’dan temin etmiş. Nihayetinde yürütmüş olduğumuz çalışmanın sonucu olarak, otomotiv ana ve yan sanayi firmalarının çoğunun Türkiye’de yapılmadığını zannettiği birçok kalıbın Türkiye’de yapıldığını, yapılamayanların da neden yapılamadığını, bunların sebeplerinin aşılamayacak sorunlar olmadığını tespit ettik. Ziyaret ettiğimiz firmaların birçoğu Türkiye’deki ana ve yan sanayi firmalarına kalıp yapmaya başladı. Yani o aradaki iletişim kopukluğunu nispeten ortadan kaldırmış olduk.

Bu noktada ortaya bir “satın alma” sorunu çıkmış oluyor… Türkiye’deki satın alma sorumlularının yeteri kadar bilinçli ve araştırmacı olduğunu düşünüyor musunuz? Türkiye’de kalıp sektör yeni yeni gelişiyor. Kalıp satın alacak biri Türkiye’de kalıp hakkında ne kadar bilgi sahibi olabilir ki?


Şimdi şunu düşünün; üst düzey bir firmada oldukça kritik olan kalıp tedariki pozisyonunda satın almacı olarak çalışıyorsunuz. Üretim size, sizin aldığınız kalıba bağlı. Elinizde uluslararası onaylı tedarikçi listesi var. Bir de onay tedarik listesinde olmayan Türk firmalar var. Şimdi listede olmayan bir Türk firmasından o kalıbı satın alabilmek için çok ciddi kalıp bilgisine sahip olmanız gerekiyor. Bu bilgiye sahip değilseniz, her insan gibi listeden seçerseniz. Bir makine alacaksanız ve bu makine hakkında yeterli bilgiye sahip değilseniz, bu makineyi kullanan birine gider referans istersiniz. Referansla satın alırsınız ama yeterli bilgiye sahipseniz gerekli incelemeleri yapar ona göre bir karara varırsınız. Bu nedenle ülkemizdeki satın almacıların Türk kalıp sektörüne hakim olmaları gerekiyor. İyi araştırma yapmaları ve mümkün olduğunca yerli ürüne yönelmeleri gerekiyor. Ama sırf fiyat odaklı kalıp arayışına girip ürünün kalitesini, yerli olup olmamasını göz ardı ederlerse hem kendi firmalarına hem de ülke ekonomisine zarar verirler. Bu noktalara dikkat etmeleri gerekiyor.



Türkiye’de kalıp pazarının şu anki durumunu rakamlarla özetleyecek olsanız neler söyleyebilirsiniz?


Bu sorunuza bir kıyaslama yaparak cevap vermek istiyorum: Portekiz, İtalya ve Türkiye’yi kıyaslayalım… Neden bu üç ülkeyi seçtim kıyaslama için? Portekiz’de otomotiv sanayi yok. Montaja dayalı, senelik 200 bin civarı üretim olan bir ülke. Nüfusu yaklaşık 10 milyon civarında… İtalya nüfus olarak bize yakın bir ülke ve araç üretim sayısı da bizimle hemen hemen örtüşüyor. (Yaklaşık 1.2 milyon adet/yıl) Bu üç ülkeye baktığınız zaman Portekiz’de 200 bin tane araç üretilirken kalıp sektörünün cirosu yaklaşık 8-10 milyar Euro. İtalya’ya bakıyorsunuz 1.2 milyon araç üretiliyor ve kalıp sektörünün cirosu 7 milyar Euro. Türkiye’ye bakıyorsunuz, 1.2 milyon araç üretiyor (İtalya ile aynı) fakat kalıp sektörümüzün büyüklüğü 1 milyar Euro. Ülkemizde kullanılan kalıpların yaklaşık yüzde 30’u iç piyasadan temin ediliyor. Ülkemizdeki bazı kalıp üreticileri de üretimlerinin yarıdan fazlasını yurt dışına ihraç ediyor. Sanırım bu rakamlar Türk kalıp sektörünün rakamsal durumunu çok net ortaya koyuyor.

Hemen hemen de yüzde 70’lik bir ithalat yapıldığı ortaya çıkıyor. Bu bağlamda UKUB olarak ne kadar ithalat ve ihracat yapıldığını net olarak biliyor musunuz?


Bakın bu durum da çok üzücü… Biz yönetime geldiğimiz zaman, bu çok önem verdiğimiz bir konuydu çünkü bize sürekli soruluyordu. Türk kalıp sektörünün büyüklüğü ne kadar? İthalat, ihracat değerleri nelerdir? Türkiye’de kaç tane firma faaliyet gösteriyor? Bunun gibi birçok soruyla karşılaşıyorduk. Bunun üzerine gittik ve Sanayi- Ticaret Odaları’ndan yardım istedik. “Bu bilgiler sizde varsa bizimle paylaşın.” dediler. Ankara’ya gittik, Dış Ticaret Müsteşarlığı ile görüştük. İthalat-İhracat Genel Müdürlükleriyle görüştük, GTİP numaralarını verelim, kayıtlarına ulaşalım istedik. GTİP numaralarına uygun ithalat ihracat yapılmadığını gördük. Diyelim ki bir firma kalıp ihracatı yapıyor. Biz de kendisine soruyoruz bu ihracatı nasıl yapıyorsun diye… “Gümrük komisyoncusuna veriyorum, o gerekli işlemleri yapıyor, ben yeterli bilgiye sahip değilim.” diyor. Bakıyor ihraç edilecek ürüne, metalden yapılmış. İşlenmiş metal – madeni ürün… Bunun çok farklı şekillerde GTİP numarası var. Uygun olduğunu düşündükleri bir GTİP numarası belirleyip işlemi yapıyor. Buna benzer o kadar çok örnek var ki. Firma kalıp ithal ya da ihraç etmiş ama hangi numara ile, statü ile gittiği belli olmadığı için oradan aldığınız değerler hiçbir şey ifade etmiyor. Yurtdışından makine aksamı diye kalıp getirildiğini biliyoruz, varın gerisini siz düşünün.

Devlet bu duruma müdahale etmiyor mu? Sonuç itibariyle her ürünün kendine göre vergilendirmesi var. Bu sorun neden çözülmüyor?


Ben kendim birebir defalarca Ankara’ya gittim, bilgi rica ettim. Hatta şöyle bir çalışma yaptık. Türkiye’de acaba kaç kalıp firması faaliyet gösteriyor? Kaç kişi çalışıyor? Sorulduğunda cevap veremeyince biz utanıyoruz. Bir tarama yaptık, tüm sanayi - ticaret odalarını üretimin yoğun olduğu yerleri seçtik, üretim olmayanları dikkate almadık. Listelerini aldık, bize yüzlerce liste gönderdiler. Tek tek faaliyet konularının içerisinde kalıpçılık geçen firmaları tespit ettik, sonra da telefon açtık. Ama firmaların bazıları cevap bile vermedi. Yani direkt firmaya ulaşıyorsunuz, sanayi - ticaret odasından telefonunuzu aldık diyorsunuz, faaliyet konunuz hakkında kalıp geçiyor, gerçekten kalıp konusunda bir çalışmanız var mı, kaç kişiyi bünyenizde bulunduruyorsunuz diye sorular yöneltiyorsunuz. “Bilgilerimiz bize özel, veremeyiz.” diyerek kapatıyorlar telefonları. Zannediyorlar ki, onların menfaatine dokunan bir şey istiyorsunuz. Bir firma da konunun ehemmiyetinin farkına varıp bizlere teşekkür etmedi. Resmi makamlara başvurup derdimizi anlatıyoruz. Üstümüze düşen tüm görevleri yerine getirip, gerekli bilgi ve belgeleri kendileriyle paylaşıyoruz ama nafile… Kesinlikle geri dönüş olmuyor.

Kalifiye iş gücü Türkiye’de büyük sorun. İşsizlik var ama kalifiye eleman yok. Türk kalıp sektörü kalifiye iş gücü konusunda sıkıntı çekiyor mu?

Bu konuda bütün sektörlerden daha fazla sıkıntı çekiyoruz. İhtisas konusu, derinlemesine uzmanlık gerektiren bir alan... Bu sürecin içerisinde farklı farklı birçok uzmanlık gerektiren konu var. Bunların başında tasarım geliyor. Katma değerin en yüksek olduğu alan kalıp tasarımı. Tasarım konusunda çok büyük bir eksiklik var. Yetişmiş eleman yok. Bu işlemden sonra makinede çalışacak operatör lazım, ama yeterli nitelikte ve nicelikte personel yok. Eskiden çırak, kalfa, usta diyorduk ya… Bazıları hala kartvizitlerine “Her türlü kalıp itinayla yapılır.” yazdırıyor. Bir insanın her türlü kalıbı yapabilmesi mümkün mü? Ama sektörümüzdeki böylesine trajikomik bir durum söz konusu…

Ülkemizde kalıpçılık eğitimi veren okullar da yetersiz… Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Gazi Üniversitesi Kalıpçılık Öğretmenliği Bölümü vardı. Son yıllara baktığımda en iyi elemanlar o okuldan mezunlar. Oradan mezun olanlar da genellikle kalıp öğretmenliği yapmak yerine firmalarda kalıp konusunda işe başlıyorlar ya da kendi firmalarını kuruyorlar. Fakat artık faaliyet göstermiyor. Türkiye’de meslek liselerinde öğrencilere kalıp eğitimi verecek, öğretmenleri yetiştirecek okulu kapattılar.

Haydarpaşa Endüstri Meslek Lisesi’nde Kalıpçılık Bölümü’nde tanıdığımız bir hocamız vardı. Bu hoca 80’li yılların sonunda devlet tarafından İngiltere’ye gönderilmiş, öğrencilere güncel CNC tezgahları anlatsın diye CNC tezgahlar konusunda eğitim aldırılmış. Sonrasında bu hocayı en son Beykoz Denizcilik Okulu’na tayin ettiler. Türkiye’deki eğitim durumu da bu halde…

Kalıp sektörü devlet tarafından yeterince destekleniyor mu?

Yeterince değil, hiç desteklenmiyor. Bir sektörün, sanayinin gelişimi için devlet desteği şart fakat biz kalıpçılar olarak bu destekten mahrumuz… En azından Türkiye’de üretilen kalıplar korumaya alınabilir. Muadil kalıpların ithalatı engellenip yerli kalıp kullanımı zorunlu hale getirilebilir. Menşei belli olmayan, kalitesi düşük kalıpların ithalatı önlenebilir. Ama bunların hiçbiri yapılmıyor ne yazık ki…

2012 yılı, gelişmiş ülkelerin ekonomilerinin durgunluklarıyla geçti. Bu durum Türk kalıp sektörüne nasıl yansıdı?

Bu durum bizim sektörümüze olumlu yansıdı. Biz bunu 3-4 senedir takip ediyoruz. Şimdi, krizle birlikte toplam pazar küçülüyor ama aynı sebepten dolayı Türkiye’den kalıp tedarik eden firma sayısı gittikçe artıyor. Eskiden Türkiye’den kalıp almayı kesinlikle düşünmeyen firmalar, bugün kalıp almayı düşünüyorlar. Bu sebepten dolayı kalıpçılık sektöründe düşüş yok, artış var. Mesela Almanya Türkiye’nin, Türkiye de Almanya’nın en önemli ticaret ortağı… Bakıyorsunuz, Almanya ile millet olarak da iletişimimiz çok güçlü. Mesela kendi firmam yüzde 60-65 ihracatını Almanya’ya yapıyor. Almanların Türkiye’ye bakış açısı da çok değişti; eskisi gibi değil. Yani kendimizi daha iyi ifade edebiliyoruz, ulaşım problemimiz, iletişim problemimiz yok. Her geçen yıl Türkiye’den kalıp tedarik eden firma sayısı artıyor.

“Teknolojik eksikliğimiz yok, teknolojiyi doğru kullanmada eksiklerimiz var.”


Almanlar kendi menfaatleri doğrultusunda gelişmeye müsait bir Türk firması bulduğu anda, o firmaya sahip olduğu tüm bilgi birikimini aktarmaktan çekinmiyor.

Eğer sizi kendisine tedarikçi olarak seçmişse, sizi geliştirmek adına elinden geleni yapıyor. Teknoloji olarak, makine parkı, ekipman, yazılım olarak bizim çok kayda değer bir eksiğimiz yok. Onları nasıl kullandığımız konusunda sorunlar var. Sonuçta esas olan kalıptan parçanın çıkmasıysa biz bunu yapabiliyoruz.  Fakat o kalıp ne kadar zamanda bitiyor; ilk parça kalıptan ne kadar zaman sonra çıkıyor?

Almanlar aynı kalıbı 1000 saatte yapıyorsa, biz 1500 saatte yapıyoruz. Sonrası Almanların yaptığı kalıptan 5 sanayide bir parça çıkıyorsa, bizimkinden 8- 10 saniyede bir parça çıkıyor. Bu da bilgi ve tecrübe eksikliğinden kaynaklanıyor. Sonuç olarak çıkan parçanın kalitesine bakarsanız hiçbir problem yok. Bu eksiklikler mevcut teknolojileri yeterince iyi kullanamadığımızdan kaynaklanıyor.

Son olarak dergimiz aracılığıyla okuyucularımıza iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Sonuç olarak bu memleket bizim… Kurulurken Uluslararası Kalıp Üreticileri Birliği olarak kurulan UKUB’a, göreve gelir gelmez tüzük değişikliği yaparak “Ulusal Kalıp Üreticileri Birliği” adını verdik. Neden “ulusal” dedik? Biz kendi ulusumuzdaki kalıpçılarımızı temsil ediyoruz. Bu sektörü geliştirelim, yurt dışında sektörümüzü tanıtalım, doğru ifade edelim istiyoruz. Bu noktada sektöre gönül vermiş herkesi birliğe üye olmaya davet ediyoruz. Bizim için önemli olan bu.

Bize katılacak üyelere aidat geliri olarak değil; bizleri eleştirecek, katkıda bulunacak ve sektöre fayda sağlayacak üye gözüyle bakıyoruz. Sektörümüzü hak ettiği noktalara ulaştırabilmek için birlik ve beraberlik lazım. Herkesi birliğimize üye olmaya davet ediyoruz.

KAYNAK: KALIP STORE DERGİSİ




YAZARIN DİĞER YAZILARI

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.www.celikservismerkezleri.com Metal Medya tarafınan kurulmuştur.